12 Eylül benim için yalnızca geçmişte kalmış bir askerî darbe değildir. Benim hayatımdan geçen, ülkenin hafızasına kazınan bir karanlıktır.

Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
12 Eylül 1980, benim hayatımın da Türkiye’nin yakın tarihinin de unutulmayacak günlerinden biridir. O gün 12 Eylül askerî faşist darbesi yapıldı. Ben de darbenin doğrudan hedef aldığı binlerce insandan biriydim. Tutuklandım ve bir yıl cezaevinde kaldım. Darbecilerin elinden bir yıl sonra kurtuldum; ama 12 Eylül’ün izlerinden hiçbir zaman kurtulamadım.
Benim yaşadığım, binlerce insanın yaşadıklarının yalnızca küçük bir parçasıydı.
Yaklaşık 650 bin kişi gözaltına alındı. Binlerce insan işkenceden geçirildi ve cezaevlerinde ağır koşullarda tutuldu. İşkenceden öldüğü belgelenen 171 kişi vardı. Cezaevlerinde ise toplam 299 kişi yaşamını yitirdi. 50 kişi idam edildi. Bunlardan biri, yaşı büyütülerek idam edilen 17 yaşındaki Erdal Eren’di. Bu rakamlar, İnsan Hakları Derneği’nin 12 Eylül dönemine ilişkin derlediği verilere dayanmaktadır.
Yaklaşık 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti. Öğrenciler, öğretim üyeleri, aydınlar, sanatçılar, sendika yöneticileri, politikacılar, belediye başkanları ve milletvekilleri tutuklandı. Binlerce insan yıllarca cezaevlerinde tutuldu. Sendikalar, dernekler ve siyasi partiler kapatıldı.
12 Eylül yalnızca insanları tutuklayan ve cezaevlerine gönderen bir darbe değildi. Toplumun örgütlü ve demokratik damarlarını kesmeye yönelikti. Haklarını isteyen emekçilere, daha iyi eğitim koşulları talep eden üniversite öğrencilerine, düşüncelerini özgürce ifade etmek isteyen aydınlara ve sanatçılara, kısacası örgütlü toplumun farklı kesimlerine karşı ağır bir baskı uygulandı.
Cumhuriyetin temel değerleri ağır bir baskı altına alındı. Kitaplar toplatıldı ve yakıldı. Düşüncenin, sanatın ve kültürün üzerine korku çöktü. Yüz binlerce yayına el konuldu ve imha edildi; yalnızca Bilim ve Sosyalizm Yayınları’na ait 113.607 kitabın yakıldığı İnsan Hakları Derneği kaynaklarında belirtiliyor. Dini inançlar da siyasetin aracı durumuna getirildi; böylece siyasal dinciliğin örgütlenmesine elverişli bir ortam yaratıldı.
Ben o günlerde genç bir insandım. Bir yıl boyunca özgürlüğüm elimden alındı. Cezaevinde geçirdiğim günler yalnızca kişisel hayatımda değil, dünyaya bakışımda da derin izler bıraktı. İnsan özgürlüğünün, düşünce özgürlüğünün ve demokrasinin ne kadar değerli olduğunu yaşayarak öğrendim.
Aradan kırk altı yıl geçti. Darbecilerden ve onlarla işbirliği yapanlardan gerçek anlamda hesap sorulamadı. 12 Eylül’ün yarattığı korku, baskı ve siyasal düzen bütünüyle ortadan kaldırılamadı.
Bu yüzden 12 Eylül benim için yalnızca geçmişte kalmış bir askerî darbe değildir. Benim hayatımdan geçen, ülkenin hafızasına kazınan bir karanlıktır.
Unutmadım.
Unutmayacağım.
Çünkü demokrasi, özgürlük ve insan onuru ancak hatırlayarak ve hesap sorarak korunabilir.





























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.