Bir zamanlar umut ve ideallerin sembolü olan Küba’nın başkenti, bugün ekonomik kriz, karanlık geceler ve hayatta kalma mücadelesiyle yüzleşiyor

AI üretimi / Haber.dk
Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
Karayipler’in incisi Havana, bugün artık yalnızca pastel renkli binaları, eski Amerikan arabaları ve müziğiyle anılmıyor. Şehrin sokaklarında dolaşan yeni bir gerçeklik var: çöpleri karıştıran insanlar, karanlığa gömülen mahalleler ve her geçen gün daha da ağırlaşan bir yaşam mücadelesi.
Mart 2015’te, arkadaşım Coşkun’la birlikte Almanya’dan uçağa bindiğimizde, aklımızda bambaşka bir Küba vardı. 11 saatlik yolculuğun ardından Varadero’ya indiğimizde, daha otobüse binmeden yüzümüze çarpan o ılık rüzgâr, düşlediğimiz ülkeye geldiğimizi hissettirmişti. Kışın ortasında yazı yaşamak… Belki de Küba’nın en büyüleyici yanı buydu. Sıcacık günler ve mor geceler, hafızaya kazınan bir masal gibiydi.
Ama Küba’ya ayak basar basmaz zihnimde başka bir isim de belirir hep: Nazım Hikmet. Büyük şair, devrimci hükümetin davetlisi olarak 13 Mayıs 1961’de Havana’ya gelmişti. Onu burada karşılayan ise dostu, Kübalı şair Nicolás Guillén olmuştu. O yıllarda Küba, yalnızca bir ada değil; dünyanın dört bir yanından devrimci hayallerin buluştuğu bir merkezdi. Tüm bu ideallerin gölgesinde, sadece 150 kilometre ötede duran Amerika Birleşik Devletleri ile tarihsel bir gerilim vardı.

Bir zamanlar Küba Devrimi’nin en güçlü iddiası, devletin halkını yalnız bırakmayacağıydı. Açlık olmayacaktı, kimse sahipsiz kalmayacaktı. Bu iddia, sadece bir siyasi söylem değil, aynı zamanda rejimin varlık gerekçesiydi. Ancak bugün Havana’nın geceleri yukarıdan bakıldığında karanlığa gömülmüş hali, bu vaadin ne kadar aşındığını gözler önüne seriyor.
Elektrik kesintileri artık istisna değil, gündelik hayatın parçası. Hastanelerde ilaç bulmak zor, market rafları çoğu zaman boş. İnsanlar geçimlerini sürdürebilmek için devletin sağlayamadığını kendi yöntemleriyle telafi etmeye çalışıyor. En çarpıcı olanı: uzun yıllar boyunca “olanaksız” sayılan görüntüler—çöp konteynerlerinde yiyecek arayan insanlar—artık sıradanlaşmış durumda.
Elbette bu tablonun tek nedeni iç dinamikler değil. Emperyalist Amerika Birleşik Devletleri tarafından uygulanan yaptırımlar, özellikle enerji ve petrol alanındaki kısıtlamalar, ülkenin zaten kırılgan olan ekonomisini daha da zorluyor. Bu dış baskı, Küba’nın krizini derinleştiriyor; ancak yaşananların tümünü açıklamaya yetmiyor. On yıllardır süren merkezi planlama, verimsizlik ve reform eksikliği de bugünkü çıkmazın önemli parçaları.
Yine de bütün bu karanlık tablo içinde değişmeyen bir şey var: insanların sıcaklığı. Havana’da bir yabancıya gülümseyen yüzler, zor koşullara karşın hayata tutunma çabası, bu şehrin ruhunun bugün de ayakta olduğunu gösteriyor. Belki de Küba’nın en büyük direnci, tam da burada yatıyor.
Havana bugün bir eşikte duruyor. Ne tamamen geçmişin ideallerine tutunabiliyor ne de geleceğe dair net bir yön çizebiliyor. Devrimin mirası ile bugünün gerçekliği arasındaki gerilim, şehrin sokaklarında her gün yeniden yazılıyor.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.