Bu satırlar Vietnam’a yazılmış bir övgü değildir. Yarım asır önce savaştan çıkmış, büyük acılar yaşamış, yaralarını kendi elleriyle sarmış ve bugün nüfusu 100 milyonu aşan bir ülkenin hayata tutunma çabasını anlamaya dönük bir dikkat çağrısıdır.

Hüseyin DUYGU
Fotoğraflar: Hüseyin Duygu
huseyin.duygu@haber.dk
Sabahın erken saatlerinde Vung Tau sahilinde yürürken insan sadece denizi seyretmez; bir toplumun nabzını dinler. Güneş henüz yakıcı değilken suya giren bedenler, kıyıda çantalarını açan aileler, çocukların kumda bıraktığı izler… Burada hayat vitrine değil, dışarıya yaşanır. Evler duvarlarla çevrilidir; ama hayat sokaktadır.

Vietnam’ı anlamak bazen akademik kavramlarla değil, çıplak ayakla ıslak kuma basmakla mümkündür.
İlk iletişim mesafelidir. Bir bakışta temkin vardır. Ama güven kurulduğunda içtenlik gecikmez. Bu ülkenin insanı, acele açılmaz; fakat açıldığında saklamaz. Tıpkı sabah serinliği gibi: önce hafif, sonra tüm bedeni saran bir sıcaklık.

Trafiğe baktığınızda ise ilk duygu şaşkınlıktır. Motosikletler bir sel gibi akar. Kuralsızlık sandığınız şeyin içinde görünmez bir uyum vardır. Kimse sert fren yapmaz, kimse meydan okumaz; herkes akışa katılır. Bu, yalnızca bir ulaşım biçimi değil, bir zihniyetin ifadesidir: bireysel hamleden çok kolektif sezgi.
Belki de Vietnam’ı tarif eden en doğru kelime “denge”dir.
Bir sokak lokantasında yere atılmış peçeteleri gördüğünüzde düzensizlik sanırsınız. Ama sabah erkenden hortumla yıkanan kaldırımları görünce başka bir temizlik anlayışını fark edersiniz. Burada düzen, anlık bir görsel kusursuzluk değil; gün sonunda yapılan toplu bir arınmadır. Ev içi ile sokak arasındaki sınır Batı’daki kadar keskin değildir. Sokak yaşar, kirlenir, temizlenir; tekrar yaşar.

Bu kültürel ritim, ülkenin siyasal ve ekonomik yapısında da kendini gösterir. Vietnam tek partili bir sistemle, Vietnam Komünist Partisi öncülüğünde yönetilir. Ancak ekonomi klasik bir merkezi planlama değildir. 1986’da başlatılan devlet reformlarıyla ülke, “sosyalist yönelimli piyasa ekonomisi” adını verdiği özgün bir yola girdi.
Stratejik alanlarda devlet güçlüdür. Toprak mülkiyeti devlete aittir. Uzun vadeli kalkınma planları yapılır. Ama aynı anda özel sektör serbesttir, yabancı yatırım teşvik edilir, küresel ticaretle yoğun bir bağ kurulmuştur. Bu ikili yapı en net biçimde Vietnam’ın 10 milyon nüfuslu Ho Chi Minh’de görülür: gökdelenler yükselir, yenilikçi girişimler çoğalır; ama arka planda devlet aklı geri çekilmez.

Türkiye Cumhuriyeti ile tarihsel bir benzerlik
Bu tablo, 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyet’nin erken dönem kalkınma anlayışını hatırlatır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında devletçilik ilkesi doğrultusunda Sümerbank fabrikalar kurmuş, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir Yolları ülkeyi demir ağlarla örmüş, ekonomik bağımsızlık bir siyasal hedef kadar bir varoluş meselesi sayılmıştı. Devlet öncülüğünde kalkınma, zayıf özel sermayenin yerini doldurmuştu.

Ancak yollar zamanla ayrıştı. Türkiye çok partili hayata geçerek daha liberal bir ekonomik modele yöneldi. Vietnam ise tek partili yapıyı koruyarak piyasa mekanizmasını sistemin içine yerleştirdi. Biri siyasal çoğulculuğu artırarak ekonomik dönüşüm yaşadı; diğeri siyasal yapıyı sabit tutarak ekonomik esnekliği artırdı.

Bugün Vietnam, gelenek ile modernite arasında bir köprü kurmaya çalışıyor. Sahildeki aile sıcaklığı ile küresel üretim zincirine eklemlenmiş sanayi bölgeleri aynı fotoğrafın içinde durabiliyor. Balıkçı tekneleri ile petrol tesisleri, sokak lokantaları ile uluslararası markalar yan yana var olabiliyor.
Belki de Vietnam’ı ilginç kılan şey bir çelişki değil; çelişkileri aynı anda taşıyabilme becerisi. Burada deniz geri çekilir, sonra yeniden gelir. Dalga değişir ama deniz kalır. Vietnam da öyle: dönüşür, uyum sağlar, hızlanır… ama kendi eksenini kaybetmez.

İnsan, sabahın o erken saatinde sahilde yürürken şunu düşünür: Bazen bir ülkeyi anlamak için istatistiklere değil, dalga sesine kulak vermek gerekir.
Bu satırlar Vietnam’a yazılmış bir övgü değildir.

Yarım asır önce savaştan çıkmış, büyük acılar yaşamış, yaralarını kendi elleriyle sarmış ve bugün nüfusu 100 milyonu aşan bir ülkenin hayata tutunma çabasını anlamaya dönük bir dikkat çağrısıdır.
Çünkü kimi ülkeler kalkınmaz sadece; ayağa kalkar.
Vietnam da onlardan biridir.































Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.