Göçü bir yer değiştirme değil, bir vicdan ve biçim arayışı olarak kuran; şiiri gürültüye değil, insanın iç sesine yaslayan bir poetikanın izinde

Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
Hayrettin Geçkin’i 1990’lı yılların sonundan beri tanırım. Kimi şairler şiirleriyle çıkar karşınıza; kimileriyse önce sesiyle, bakışıyla, sofrasıyla girer hayatınıza. Hayrettin, benim için hep ikincisi oldu. Kocaeli’nde, beni ve Danimarkalı şairler Erik Stinus, Peter Poulsen, Niels Hav’ı; İhsan Topçu ve Kemal Özer’le birlikte ağırladığı günlerde dinlemiştim onu ilk kez. Şiirleri bir kürsüden okunmuyordu sanki; bir yol boyunca söyleniyor, yürürken değişiyor, duraksıyor ama yönünü hiç kaybetmiyordu.
Geçkin’in şiiri bir göçtür. Kendisi de söyler:
“şiir bir göçtür baba / yolda her iş gelir başına”
Bu göç, yer değiştirmekten çok biçim değiştirmektir. Şiiri adres sormaz, pusula taşımaz; babaya seslenir, çocukluğa yaslanır, “kuşların / bıraktığı boşluğa yerleşir.” Onun dizelerinde kesinlik yoktur; arayış vardır. Hüküm yoktur; sezgi vardır. “Şiir ateşsiz yanmadır baba,” derken, hem acıyı anlatır hem de o acıyla konuşabilmenin serinkanlı direncini.
Doğa, Hayrettin Geçkin’in şiirinde bir süs değil, bir bellektir. Dağlar, sular, ormanlar manzara olmaktan çok yaradır. İnsanla birlikte yaralanan canlı alanlardır. Bunu en yalın biçimiyle şöyle söyler:
“Ben / yanlış ağaç / yitik orman / baltalardan / kaçıyorum.”
Bu ses, bireysel bir korkunun ötesinde, çağın vicdanında açılmış bir çatlağı işaret eder. Bu şiir bağırmaz; ama sessizliğiyle insanı yerinden eder.
Yıllar sonra Çanakkale’de, şimdi yaşadığı evinde aynı masaya oturup bir kadeh içerken de değişmeyen şey buydu: Hayrettin Geçkin, şiirini masada bırakabilen bir şair. Şiir onun için bir vitrin değildir; yaşamanın içinden geçer. “şiir yaz kokmaktır baba çocukluğun” derken, şiirin belleğini de tarif eder. Belki de bu yüzden dergilerde, antolojilerde, ödüllerde adı geçse de şiirinde gösteriş yoktur; onun şiiri hep biraz kenarda durur, ama oradan dünyayı daha iyi görür.
Şiiri barıştan, sevgiden ve şiirin kendi olanaklarından beslenir. Atı, dediği gibi, barıştandır. Dünyaya doğru giderken sloganlar bırakmaz; iz bırakır. “dünyaya doğru gitti” der bir başka şiirde; yönünü tam da buradan alır. Her düşünceden, her renkten bir çiçek tarlasına dönüşmüş bir yeryüzünü düşler; şiddetin karşısına yüksek sesle değil, şiirin uzun soluklu sessizliğiyle çıkar.
1956’da Artvin’in Şavşat ilçesinde doğmuştur; dağların erken öğrettiği bir dili vardır bu yüzden. Öğretmenlik yıllarının sabrını şiire taşımış, dergilerde, üniversite amfilerinde ve edebiyatın görünmeyen emek alanlarında şiiri omuzlamıştır. Şehiriçi dergisindeki editörlük yılları, jüri masalarındaki adil suskunluğu, adının sözlüklerde ve antolojilerde yer alışı, onun şiiri bir sonuç değil, uzun bir yürüyüş saydığını gösterir. Uluslararası Özkan Mert Onur Ödülü, bu yürüyüşün yalnızca bir durağıdır.
Bugün Çanakkale’de yaşar; denizin rüzgârla konuştuğu yerde. Türkiye Yazarlar Sendikası üyesidir. Şiiri bugün de “bir kalmadır baba / işte o vakit vurulursun” diyen o ısrarla, barıştan, sevgiden ve inatçı bir vicdandan yana durur.
Kimi şairler zamanın içinde solar; kimileriyse zamanın unuttuğu yaraları ışığa çıkarır. Hayrettin Geçkin onlardandır. Onu tanımak bir dizeyi akılda tutmak değil, doğaya, insana ve daha demokratik bir dünyaya açılan şiirin ayak izlerini takip etmektir; çünkü onun şiiri gürültüye değil vicdana seslenir, yıkıma değil yaşama yaslanır. Onun ayak izleri, bugün de dünyaya doğru, inatla ve sessizce yürümektedir.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.